22 Ocak 2016 Cuma

NE VARSA ATASÖZLERİNDE VAR !!





Merhaba Sevgili Dostlar

Geçtiğimiz haftalarda bir arkadaşımın babaannesi  ile tanıştım. Çok hoş sohbet, dünya tatlısı tonton mu tonton bir teyze.  Sohbetleri o kadar samimi ve içten ki saatlerce dinleyebilir ve dizinin dibinden hiç ayrılmak istemezsiniz. Bu durum bütün yaşlılar ile yaptığınız sohbetler için geçerli tabii.  Çünkü onların sohbetlerinde huzur ve yaşanmışlıklar var. Binlerce öğüt ve tecrübe var. Neyse..Konumuz bu değil, çünkü bu sohbetler esnasındaki kazanımlarımızı yazmaya kalksam sayfalar yetmez.

O gün bu tatlı muhabbetimiz devam ederken konu atasözlerimize ve hikayelerine geldi. 
Ve sevgili babaanne bana birkaç atasözünün hikayesini anlattı. Birazda ben araştırdım. Hep duyduğum hatta kullandığım ama derinlerine hiç inmediğim için nereden geldiğini bilmediğim atasözleri bunlar…

Birkaç tanesini de sizinle paylaşmak istedim.



Osmanlı ve Arap dünyasında keçiboynuzu çekirdekleri ölçü birimi olarak kullanılırmış. 16 keçiboynuzu çekirdeği bir dirhem olarak adlandırılıyormuş. Elmas ölçümündeki karat ifadesi de bir kayısı çekirdeğine karşılık geliyormuş. Eski altın paraların ağırlığı 2 dirhem 1 çekirdeğe tekabül edermiş. Dolayısı ile “İki dirhem bir çekirdek” deyiminin şık giyimli insanlara söylenmesi hoş bir iltifat çünkü bu deyimle bu insanlara bir nevi altın yakıştırması yapılıyor.


ÇIKAR  AĞZINDAKİ  BAKLAYI




Zamanında çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma gelmiş. Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış.
“Her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum” demiş. Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş. Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları küfürbazlıktan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koymuş.

“Şimdi bu bakla tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy” demiş. “Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir bakla çıkarırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin”. Adamcağız bilgenin dediğini yapmış. Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya çalışıyormuş. Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:

“Bilge efendi, biraz durur musun?” demiş ve pencereyi kapatmış. Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmiyormuş. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:

“Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz”

Bilge içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş. Fakat yanındaki eski küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş. Bu arada yağmurun şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık ıslanıyorlarmış. Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş

“Gidebilirsiniz artık” demiş.

Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş: “İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?”

“Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:

“Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim” demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:

“Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi.”

Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış. Yanındaki eski  küfürbaza dönmüş ve   “Hak ettiler bu ana kız demiş” . ‘Çıkar ağzından baklayı!..’"

TENCERE YUVARLANMIŞ KAPAĞINI BULMUŞ

Bir zamanlar Şenn adında çok zeki ve bilgili bir adam yaşamaktaymış. Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıkmış. Yolda bir adama rastlamış. Adam köyüne gidiyormuş. Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başlamışlar.

Şenn adama sormuş: “Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin?”
Adam, “Bu nasıl söz? İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz?” diye yanıt vermiş.  Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sormuş:  “Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?” Adam iyice sinirlenmış. “Be cahil adam! Ekini saplarıyla görüyorsun da yenip yenmediğini mi soruyorsun?” Köye varınca da bir cenazeye rastlamışlar. Şenn yine sormuş: “Bu tabutun içindeki ölü mü, yoksa diri mi?” Adam öfkeyle yüzünü çevirmiş  ve ”Senin gibi tuhaf ve cahil bir adam görmedim!”diye çıkışmış.

Adamcağız, sorularına bir anlam veremediği bu yol arkadaşını o gün evinde konuk etmiş. Evde Tabaka adında bir kızı varmış. Kız babasına konuğun kim olduğunu sormuş. Adam da onun kendisine sorduğu aptalca soruları sıralamış ve pek tuhaf bir adam olduğunu söylemiş. 

Fakat kız “Baba, o adam tuhaf değil” demiş. ”Birinci sorusu, Ben mi söze başlayayım sen mi?” demektir. İkincisi, “Ekin sahipleri onun parasını yemişler mi acaba?”, üçüncüsü de, “Acaba bu ölü kendi adını yaşatacak evlat bırakmış mıdır?” demektir demiş.

Bunun üzerine adam, Şenn’in yanına dönüp soruların yanıtını aktarmış. Şenn ise, “Bu sözler senin değil. Sahibini açıklar mısın?”deyince, adam kendi kızı olduğunu söylemiş.

Şenn , “Ben işte böyle bir kız arıyordum” diyerek onunla evlenmek istemiş.

Anne babasının da rızasıyla Tabaka ile evlenen Şenn, kızı alıp ailesine götürmüş.  Çevre halkı da bu evlilik karşısında, “Vafeka Şenn Tabaka”, yani “Kap kapağına uygun düştü” demişler.  Çünkü “Şenn” su kabı, “Tabaka” ise kapak anlamına geliyormuş.

Türkçe’ mizde ise bu söz, “Tencere yuvarlandı, kapağını buldu” atasözüne dönüşmüş..


Sevgilerimle….