10 Nisan 2017 Pazartesi

KIRMIZI PAZARTESİ


Kırmızı Pazartesi’nin Gabriel García Márquez’ e 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazandırdığını biliyordum, ancak bu hikayenin Marquez’in çocukluğunu geçirdiği Kolombiya’ nın bir şehrinde gerçekleşmiş gerçek bir cinayet olduğunu bilmiyordum. Bunu da tamamen bir tesadüf eseri öğrendim. 

Zaten kütüphanemde vardı ve bende hemen okuma listelerimde öne aldım ve okudum.


Gabriel García Márquez, 1982 yılında edebiyat alanında kazandığı Nobel ödülünü İsveç'in Stockholm şehrinde Kral Carl Gustaf'dan almış.

Daha önce bu yazara ait yine hepimizin bildiği Benim Hüzünlü Orospularım’ı okumuş ve çok beğenmiştim. Ama geçen gün kitaplığımda aradım bulamadım. Yine bir arkadaşa vermişim ve geri gelmemiş muhtemelen.. Böyle unuttuğum sonradan aklıma gelen kitaplar oldukça içimden neler geçiyor bir bilseniz.. 😈 Neyse konumuz bu değil..

Gelelim kitaba.. Cinayet romanları okumayı çok seven bir okur olarak, hikayenin içine dalar, o mu yaptı ? bu mu yaptı ? bence bu da olabilir ? diye sürekli bir döngünün içinde olur çoğu zaman tahmin eder, bazen de ciddi anlamda ters köşe olurum.

Ama bu kitapta , kurbanı, katili, ne ile öldüreceğini, cinayetin nedenini hepsini biliyoruz ve onca şeye rağmen adım adım kaçınılmaz cinayet anına gidiyoruz.

Kitap, Angela Vicario ve Bayardo San Roman'ın düğünüyle başlıyor. Bayardo San Roman, bölgeye henüz yeni taşınmış olan gizemli bir yabancı. Evlenmek üzere bir kız aradığını söyleyen bu adam bir gün yolda Angela’yı görür ve onunla evleneceğini söyler. Çok zengin olduğu içinde kızın ailesi bu işe tamam der ve çok görkemli bir düğün töreni düzenlenir.

Ancak bu evlilik sadece 6 saat sürer. Bayardo, Angela’nın daha önce başka bir birlikteliği olduğunu anlayınca kızı evine geri getirir. İşte olaylar bu andan itibaren başlar.

Kızın ikiz kardeşleri olan Pablo ve Pedro ona bunu kimin yaptığını sorduklarında, kız Santiago Nasar cevabını verir. Bunun üzerine Pablo ve Pedro ellerine en kaliteli kasap bıçaklarını alır ve Santiago'yu öldürmek üzere yola koyulurlar.Olay artık namus meselesidir.


Bundan sonrasını aslında çok anlatmak istemiyorum. Çünkü ; ellerinde tek bir delil bile olmadan, gerçekten suçlu olup olmadığını bile bilmedikleri, sadece Angela’nın “o yaptı” demesi ile bir insanın nasıl öldürüldüğünü, herksin bunu bilmesine rağmen nasıl engel olmadıklarını ve bu cinayetin gerçekleşmesine kadar olan aksi tesadüflerin nasıl olup da bir araya geldiğini siz okumalısınız..

Ama mutlaka okumalısınız...